Wednesday, December 9, 2009

İNSANLIĞIN GİZLİ TARİHİ


Gülenay BÖREKÇİ

Akli dengesi bozuk olanların kendilerine ve çevrelerine zarar vermemeleri için deli gömleği üretilmiş, yani bu gömlek “deli” olduğu düşünülenlere “akıllılar” tarafından giydirilmişti ve ruhu ehlileştirmeyi amaçlıyordu. Öte yandan, 1840’ta deli gömleğine çok benzeyen bir başka giysi yaratıldı. İdeal güzelliğe zarar verecek türden sarkmaları,

taşmaları ve pörsümeleri kontrol altına alacak, bir bakıma bedeni ehlileştirecek bu giysinin adı ‘korse’ydi. Korkulan giysi deli gömleğinin aksine korse çok kısa sürede popüler oldu hatta bir çeşit çılgınlığa dönüştü. Sağlığa zarar verip omurgayı zedelemesine, iç organları ve rahmi yıpratmasına, ölümlere sebep olmasına kimse aldırış etmiyordu. Hamile kadınlar bile ısrarla bedenlerini hapsedecek bu giysiyi satın alıyorlardı. O günlerde bir kadının ideal bel ölçüsü 33 santimdi.

Şimdi bakınca insan korse giymek için deli olmak gerektiğini açıkça görebiliyor. (O dönemin cendere stili korselerinden söz ediyorum elbette.) Yüz binlerce kadını etkisi altına alan bu toplu deliliğin müsebbibi ve baş mimarı ise muhafazakâr İngiltere Kraliçesi

Victoria’nın özel hekimi ThomasBowdler’dı. Bowdler, Shakespeare ve başka büyük edebiyatçıların yapıtlarını sansürleyerek kendi deyişiyle “aile terbiyesine münasip hale getiren”, ahlaka aykırı kelimeler içerdikleri takdirde Tiyatro oyunlarının gösterimden kaldırılması yolunda yasalar çıkarttıran özgürlük karşıtı bir adamdı. (Abarttığımı sanmayınız, bir oyunda masanın bacağından bile söz edilmesi yasaktı, zira o bacak kelimesi seyirciye kim bilir başka hangi bacakları hatırlatacaktı!) Tutuculuk timsali Bowdler tıbbi yayın organlarına yazdığı makalelerde kadınların diledikleri beden ölçülerine sahip olduklarını, korsenin de tüm kadınların elinin altında bulunması gereken bir araç sayılması gerektiğini dile getiriyor ve bu konuda gayet sağlammış görünen tıbbi dayanaklar öne sürüyordu. Tek dikkat edilmesi gereken vücut yapısına uygun korseyi seçmekti.

Bu saygıdeğer beyefendinin deli ya da budala değil, sadece şarlatanın teki olduğu çok sonra ortaya çıktı: Akla gelebilecek her konuda akıl almaz derece tutucu olan ve hekimliğe rağmen insan hayatını hiçe sayarken gözünü bile kırpmayan Thomas Bowdler, meğer aynı zamanda İngiltere’nin en

büyük korse üreticilerindenmiş.

İNSANLARIN ZAAFLARINDAN SERVET ELDE ETMEK

Kendisi, Şarlatanlığın Tarihi adlı kitabın başköşesinde yer almayı işte bu yüzden hak ediyor. Üstelik yalnız değil. Kadınları güzelleştireceği iddiasıyla son derece zararlı hatta öldürücü ilaçlar üretenler, cinsel hastalıkların yayılmasına ağızlarından çıkan iki üç cümleyle sebep olanlar ve sonra da -hekim olmamalarına rağmentedavisini

keşfettiklerini iddia edenler de var. Ve tabii başkaları... Anlaşılan kimi zaman sebep olduğu olaylarla toplumların altından girip üstünden çıkan şarlatanlığın tarihi insanlık kadar eski.

Lars Morris Şarlatanlığın Tarihi adlı kitabında 1880’lerden başlayarak şarlatanlığın tarihsel dökümünü çıkarıyor. Bir kısmını kulaktan dolma biliyoruz, bir kısmıyla ilgili olaraksa ayrıntıları öğrendikçe gözlerimize inanamaz hale geliyoruz. Bir çiçeğin, lalenin üç beş şarlatanın ellerinde bir ülkenin ekonomisinin yıkılmasına nasıl sebep olduğunu okuyoruz mesela. Veya Kruşçev dönemi Rusya’sında bir şarlatanın hükümetin gözüne girmek için et üretiminin artırılması gerektiği iddiasında bulunarak ülkeyi nasıl ekonomik krizin pençesine düşürdüğünü öğreniyoruz. Üstelik okuduklarımızı ister istemez yaşadığımız dönemle ve yerle karşılaştırıyor, şarlatanlığın yükselişinin pek de kolay önlenemeyeceğini anlıyoruz.

“Tarihi iki defa okuruz, ilk okumada kullanılabilir ‘gerçeklerin’ peşine düşeriz. Bu papazın İncil’i okuması gibi bir şeydir. İkincisinde bu işin aslı neymiş diye okuruz. Bu da şeytanın İncil’i okuması gibidir” diyor Lars Morris. Ve okuyucuyu ikinci tür bir tarih okumasına kışkırtıyor. Değişik çağlarda yaşayan insanların ruhsal labirentlerinde dolaştırıyor, çalınmamış kapıları aralıyor, şarlatanlığı mümkün kılan bir zihin coğrafyasına götürüyor bizi.

KORSE ÖLDÜRÜYOR

Victoria döneminde korse üretimi ve tüketimi çılgınlık haline gelmişti. Mesela sırtı kambur kadınlar için ‘kendinden ayarlanabilir simetrik şekillendirici korse,’ tek bacağı aksayan kadınlar için ‘ters çeker hijyenik korse’, düz göğüslü olanlar içinse memeleri işkence etkisiyle füze haline getiren ‘görünmez kürek kemiği büzücü korse’ vardı. Neyse ki günümüzde üreticiler bu kadar yaratıcı değil. Korsenin yaşayan bir numaralı savunucusu ise Marilyn Manson’ın eski nişanlısı, striptizci Dita Von Teese. Dünyanın en ince belli kadını sayılan von Teese’in bu

tutkusu yüzünden kaburga kemikleri öyle incelmiş durumda ki, kendisi ciddi ölüm tehlikesi altında.

SOSYAL VE EKONOMİK HATALAR

İngiltere Kralı II. Richard’ın koyduğu Kelle Vergisi’ni Margaret Thatcher 1980’lerde İngiltere’de tam 600 yıl sonra yeniden yürürlüğe sokmuştu. İlk vergi 1381’de büyük bir ayaklanmayla ortadan kaldırılmıştı, ikincisiyse Demir Leydi’nin düşmesine sebep oldu. Buradaki şarlatan da elbette ‘tura gelirse biz kazanırız, yazı gelirse siz’ tadında bir aldatmacayla köylüyü kandıran ve sistemi hep tura gelmesi üzerine kuran İngiliz hükümetiydi. Bir dönem sadece böcekleri değil kullanıcılarını da öldüren böcek ilacı DDT’nin icadı ve desteklenmesi de şarlatanlığın köşe taşlarından oldu.

İNANÇLARI İSTİSMAR EDENLER

Tesadüfen keşfettiği bir mumyanın lanetli olduğunu iddia edip tonla parayı götürenler ya da insanların korkularından, inançlarından, içinde yaşadıkları toplumlarda kuşaktan kuşağa aktarılarak devam eden hurafelerden adeta suyunu çıkararak faydalanan ve böylelikle bir servet elde edenler hep vardı. 17’nci yüzyılda davalarda çözüm için eldeki

kanıt yetmediğinde yargıda bulunmak için tarafların testislerini ölçen alabildiğine dindar yargıçlar ve 1896 Fransa-Rusya Savaşı’nda Napoleon’un kaybetme sebebi olarak Rusların Fransızlardan daha büyük testislerinin olmasını gösteren tarihçiler bile oldu.







İNSANLIĞIN GİZLİ TARİHİ

No comments:

Post a Comment