Sunday, February 28, 2010

HERHANGİ BİR KADINDAN FARKSIZ

Marie Claire



Evet; o ailesini her şeyin önünde tutan, doğruyu söylemekten asla çekinmeyen, yaşını saklama gereği dahi duymayan bir kadın.



Marie Claire: 40'lı yaşlarını süren olgun bir kadın olarak neler hissediyor, neler yaşıyorsunuz?



Demi Moore: Artık sadece kendi seçimlerimin peşinden gidiyor ve fikirlerimi de sonuna kadar savunabiliyorum. Beklentilerden çok düşüncelere odaklandım diyebilirim. Yaşanan anın tadını çıkarmayı öğrendim. Elimde olanla yetiniyor, ancak zaman içinde de hep daha iyiyi başarmayı hedefliyorum. Kendimle barış imzaladım.



M.C.: Günümüzün Lolita'lar değilde gerçek kadınların çağı olduğunu mu düşünüyorsunuz? Peki Sinema bunun neresinde duruyor?



D.M.: Herkes için yeterince yer olduğu inancındayım, ancak bizlerin, 40'lı yaşlarını süren oyuncuların da talep görmesi çok hoşuma gidiyor. Örneğin Helena Rubinstein, yeni ürününün yüzü için beni seçtiğinde çok mutlu oldum. 2007 yılıydı ve 40 yaşımı geride bırakalı epey olmuştu.



M.C.: Formunuza ya da kişisel tarzınıza dair neler keşfettiniz bu süreçte?



D.M.: Kendimi tanımayı, Moda olanın arkasından bilinçsizce koşmamayı ve başkalarını taklit etmemeyi... Bugün artık sadece bana yakıştığını düşündüğüm ve kendimi içinde iyi hissettiğim kıyafetleri giymeyi tercih ediyorum.



M.C.: Formda kalmak için sihirli formülleriniz var mı?



D.M.: Sağlıklı beslenmek, sağlıklı yaşamak. Şeker ve yağ kullanmıyorum.Kaliteli uykuya önem veriyorum. Pilates ve Yoga Yaşam biçimim. Spor konusunda çok disiplinliyim ve sürekli kendimle yarışıyorum. Ancak mesleğim gereği zaman ayırmakta zorluk çektiğim de oluyor. Kimi zaman da yorucu bir günün sonunda tembellik de ağır



basabiliyor. Bir an önce eve gidip dinlenmek istiyorum.



M.C.: Son günlerde Güzellik adına zamanınızı neler alıyor; yüzünüz, saçınız, bedeniniz, ruh haliniz değişim gösteriyor mu?



D.M.: Kendimi iyi hissetmeyi ve çevremdekilerle uyum içinde yaşamayı önemsiyorum. Spritüel bir arayış içindeyim ve hem evrenle hem de başkaları ile aramdaki bağ son derece değerli. Tabii ki dış görünüşüm de önemli ama sanırım bu ayrıntıya yüklediğim anlam zamanla çok değişti. Temiz görünmek için elimden geleni yapıyorum, gerisi çok da önemli değil.



M.C.: Tembel davrandığınız herhangi bir bakım ritüeli var mı?



D.M.: Gece bakımlarının daha pratik olmasını isterdim doğrusu. O konuda çok da disiplinli değilim. Üşendiğim çok olmuştur. Bence en büyük güzellik sırrı nedir biliyor musunuz? Gülmek! Olumlu elektrik güzelliğin en büyük anahtarı.



M.C.: Sabah kalkıp aynaya baktığınızda neler görüyorsunuz?



D.M.: Sabah ilk işim aynaya bakmak olmuyor. Önce yüzümü buz gibi suyla yıkıyorum. Böylelikle hem uykunun izlerini hızla yok ediyorum hem de cildimi canlandırıyorum. Sonrasında aynaya baktığımda, ender de olsa çizgilerimi görüp yorgun olduğumu düşünebiliyorum. Bazen de kendimi beğenip gülümsüyorum.



M.C.: Yüzünüzde ince çizgiler ya da kırışıklıklar belirdiğinde estetik cerrahiye başvurmayı düşünür müsünüz?



D.M.: Sadece endişeleri yok etmek içinse, hayır!



M.C.: Yüzünüzde en hoşunuza giden?



D.M.: Kesinlikle gözlerim ve her gün özenle boyadığım kaşlarım.



M.C.: Şu andaki tarzınız; 20 - 30 yaşınızdaki tarzınıza paralel mi?



D.M.: Kesinlikle hayır! O yaşlarla insan henüz kendini arıyor. Dahası beğenilmek adına birçok hata da yapabiliyor. Oysa 45 yaşında artık kişiliğiniz kadar tarzınız da oturmuş oluyor. Belli renklere, belli kalıplara daha sadık kalıyorsunuz. Benim renklerim siyah, beyaz ve gridir. Belki biraz da tembellikten. Günlük hayatımda ise babet'leri, kırmızı halıya sakladığım gösterişli topuklulara tercih ediyorum. Lanvin'in babet'lerinden oluşan küçük bir koleksiyonum var. Tasarımcılar arasında da vazgeçilmezim Alber Elbaz.


HERHANGİ BİR KADINDAN FARKSIZ

No comments:

Post a Comment