Sunday, February 28, 2010

Eğer bir kış gecesi bir evsiz...

İSTANBUL - İstanbul’da 2010 yılında eğer bir kış gecesi dışarıda kar buzdan iğnecikler halinde yağıyorsa bir evsiz bu beyaz rötuşun İstanbul’a bambaşka bir Güzellik kattığını düşünmez, ancak İstanbul denen bu koca ormanın bütün kovuklarının, parklarının, altgeçitlerinin, duldalarının, buza kesmiş olduğunu iliklerine kadar hisseder. Ve bu ölümcül soğuğun bir şekilde sokaklarda ya da Sait Faik’in tanımlamasıyla İstanbul’un bu “açık hava otelleri”nde ikamet eden kendisi gibi pek çok insanı Alibeyköy’deki Tevfik Aydeniz Spor Kompleksi’ne sürükleyişine şahitlik eder.
“Şöyle baktığın zaman, şu durumda olacak, olmayı isteyecek kimseyi göremiyorum ben yani” diyor en fazla kırklı yaşlarını süren genç adam. İstanbul’u teslim alan soğuk kış şartlarının sokaklardan bu spor salonuna kürediği pek çok can tanesinden biri o da. Parke sahanın ortasında, portatif bir ranzada oturuyoruz. Yaklaşık 200 kişinin paylaştığı spor salonunun uğultusunda kayboluveriyor alkolden çatlayan sesi: Üslubu, Türkçesi, söyledikleri bir miktar yüksekten düştüğünü gösteriyor. Burada dinlediğimiz bilinçakışı tekniğinin en doğal örneklerini sunan pek çok hikayeden midir bilmem, Oğuz Atay’ın Beyaz Mantolu Adam’ını çağrıştırıyor bana.
O suskun öykü kahramanının konuşan haline bürünüp, bu öldürücü soğuklarda o ana kadar yolu o spor salonuna düşen altı yüz küsur kişinin hikayesini genel hatlarıyla açıklıyor bize: “…Hepimizin hayatında bir kırılmalar, düşme kalkmalar oldu yani, tökezlemeler oldu. Bir şekilde, bir şeyler dağıldı yani, yuva dağıldı, ne bileyim, aile ortamı dağıldı. Koptuk… Hep gurur meselesi yaptık bir şeyleri. Bir şeyleri daha ince düşündük, daha hassas düşündük. Onlar gibi geniş olamadık yani hiç. Biraz içimize kapanık olduk, kendimizi serbest bırakamadık. İlk söylenen kötü kelimeyi, içimizde bi ton şey yaptık yani, içerledik, sorun ettik. O açıdan yani…” İsmini vermiyor, fotoğrafı çekilsin istemiyor: “Onlar” sevinmesin diye.
BÜTÜN EVSİZLER BİR 'ONLAR'...Kim “onlar”? Bilmiyorum. Ama burada konuştuğum bütün evsizlerin bir “onlar”ı olduğunu biliyorum. Dinlediğim bütün hikayeler dünyayı ikiye bölüyordu. Anlatıcı ve onlar, namertler, zalimler, hainler, alçaklar arasından çizilen bu uzun çizgi sanki zamanla usul usul evriliyor ve hikayenin kahramanını adına yalnızlık denen, yoksulluk, düşkünlük, İstanbul sokakları, kimsesizlik ya da alkol denen bir fasit daireye, ölümcül bir döngüye hapsediyordu. Hikayeler benzeşti ama üslup sonsuzdu.

Yanımıza yaklaşıp bir şarkının ezgileriyle Sigara isteyen şu adam gerçekten şarkı mı söylüyor yoksa haberleriyle, yurttan sesleriyle, reklamlarıyla, solistler geçidiyle, 24 saat yayın yapan bir Radyo istasyonuna mı öykünüyor? Peki ama bu yürüyen radyo istasyonu nasıl katmerli bir yalnızlığın sonucu? Şu sorulara güzel güzel cevap veren ihtiyar, yarasına basan soruyla beraber, nasıl birdenbire geçmişin bataklığında kayboluveriyor, onu birden gerçekliğin bu kadar uzağına düşüren bu Darbe nasıl bir darbe, acısı nece bir acı? Burada tanıdığım hayatın hoyrat darbelerine maruz kalmış insanların gerçeklikle aralarında bu kadar geniş açı varken düşmeleri, kaybolmaları, şaşırmaları bana tuhaf gelmiyor ama hayatı onlar için kolaylaştırmaya çabalamayan bir sistem tuhaf geliyor.

'ABLA SENDE KONTÖR VARDIR...'Sert kış koşulları nedeniyle evsizlerin ikametine açılan bu spor salonuna genel olarak Zabıta ve 112 acil servis aracılığıyla getiriliyorlar. Polisin ya da bizzat vatandaşın getirdikleri de oluyor. Gelen ihbarlara göre merkezden yönlendirilen AKOM’a bağlı gezici ekipler evsizleri bulundukları yerden alıp spor salonuna ulaştırıyor. Bazılarını komşuları, mahallenin sakinleri Haber veriyor. Bazıları cesaretini toplayıp yoldan geçen telefonu ve kontörü olan bir ‘beyefendi’ ya da ‘hanımefendi’den rica ediyor: “Ağabey/Abla sende kontör vardır; bir telefon etsen de gelip alsalar bizi.”

Türkiye’de, İstanbul’da evsizlere yönelik özel bir kurum yok. Sistem evsizler için özel bir çabayı çok görse de, Skandal olabilecek ölümlerine de izin vermiyor. Evsizler de yaşamaya devam etmek için bu yardımdan faydalanıyorlar. Evsizler sistemin (şu durumda Büyükşehir Belediyesi ve Belediyeye bağlı Kayışdağı Darülaceze eliyle) sunduğu bu Yaşam tarzına uyum sağlamakta zorluk yaşıyor, hazzetmiyorlar. Oradayken sıkça şahit olduğumuz gibi, dışarısı o kadar soğuk olmasa orada bir dakika durmayacaklarını sürekli belirtiyorlar. Genel olarak, sokaklarda, kendi yoksulluklarında ve yalnızlıklarında özgür yaşamayı tercih ediyorlar. Zaten sistem de onlara soğuklardan sonra da devam edecek bir koruma sunmuyor. Bu seferberlik geçici, ölümcül soğuk dalgası geçinceye kadar. Tatsızlık yaratacak bir ölümü engellemek gerekiyor, hepsi bu. Aralarında zımni bir anlaşma var: biri hayatını korumaya çalışırken, diğeri prestijini korumak derdinde.

ŞAŞIRTICI DEĞİL...Buna rağmen bizim orada olduğumuz 25 Ocak 2010 akşamı ilk ölüm haberi geliyor: Ayvansaray’da bir teknede yaşamaya çalışan 65 yaşındaki Cemal Yıldırım donarak hayatını kaybediyor. Bu üzücü haber bir yanıyla şaşırtıcı değil, çünkü AKOM öncülüğünde tek bir merkezden yönlendirilen tarama ve ihbara dayalı bir evsizleri toplama çalışmasının pek çok insanı açıkta bırakacağı açık. Fiziksel ve zihinsel sıkıntılar yaşayan, şiddete uğramış, içine kapanık, toplumdan korkan, bağımlı insanlar söz konusu.
İstanbul gibi bir metropolde, daha örgütlü, yerel yönetim birimlerinin de dahil edildiği sayıma dayalı bir sistemin uygulanması elzem görünüyor. Her mahallede, her ilçede kaç evsiz var bilmek zor değil. Bu insanların sürekli bir merkezde yaşamasını sağlamak kolay görünmüyor ama her ilçede evsizlerin takibatını yapan, sorunlarıyla ilgilenen sosyal hizmet uzmanlarının istihdam edildiği, zorda kalınca gidebilecekleri merkezler kurulabilir. Bu tür merkezlerin ilçe halkının gönüllülüğe dayalı aktif desteğine mazhar olacağı da aşikâr. Eğer bunlar yapılmıyorsa, o gece şahit olduğumuz azami çabalara, zorlu çalışma şartlarına rağmen ölümler kaçınılmaz olacak ve yapılanlar geçici bir çözüm olmaktan, yöneticiler açısından sıkıntı yaratacak bir ölümü engelleme çabasından öteye gitmeyecektir. Evsizlerin insanca muameleye, sürekli ilgiye ihtiyacı var.

Eğer bir kış gecesi bir evsiz...

No comments:

Post a Comment