Showing posts with label Kadın Sağlığı. Show all posts
Showing posts with label Kadın Sağlığı. Show all posts

Wednesday, December 16, 2009

ARTIK SİZİNLE SEVİŞMEK İSTEMİYOR MU?

Cinsel iletişim, sağlıklı cinsellikte en önemli belirleyicilerden biri olarak görülüyor. Türkiye Psikiyatri Derneği Bilimsel Çalışma Koordinatörü Uzm.Dr. Ejder Akgün Yıldırım, cinsel iletişimden ne anlamak gerektiğini şöyle özetliyor:



"Çiftlerin birbirleri hakkında konuşabilmeleri, cinsel doyumlarıyla ilgili olumlu bir dille yorumlar yapabilmeleri ve cinsel hazlarını artırmak için kabul edilebilir taleplerini ifade edebilmeleri."



ntvmsnbc.com'un haberine göre; uzun süreli ilişkilerde kadını ve erkeği cinsellikten soğutan nedenler nelerdir, hangi davranışlar partneri cinsellikten uzaklaştırır? Dr. Yıldırım'a göre, bu noktada da devreye cinsel iletişim giriyor.



ZORLAMAYIN, KIRICI VE AŞAĞILAYICI OLMAYIN



"İletişimde kullanılan dil çok önemli çünkü insanlar cinsellikle ilgili çok çabuk incinirler. Cinsellikte dolaylı iletişim kullanılır, cinsel sınırların aşılmaması gerek. Çiftler, birbirlerinin isteklerine ve cinselliği ne şekilde yaşamak istediklerine saygı göstermeli. Birinin istediği cinsel eylem diğerine uymayabilir, cinsel eylemde ortaklaşılmalı. Zorlama, isteksizliğe neden olur, Cinsellik sırasında kırıcı ve aşağılayıcı tutum isteği azaltır."



BASİT KIRGINLIKLARI ABARTMAYIN



Yıldırım uzun süreli ilişkilerde, ilişkinin kendisinden kaynaklanan sorunların da cinselliğe yansıyabildiğini ve isteksizliğe neden olduğunu söylüyor. Bazı sistemik hastalıklar ve alışkanlıklar da cinsel isteksizliğin nedenleri arasında.



"Basit kırgınlık, dargın, anlaşmazlık ve kavgalardan, aldatma gibi ciddi sorunlara kadar pek çok sorun cinselliği etkiliyor. Yaşla birlikte sosyal yaşama daha fazla yoğunlaşma, gebelik veya doğum sonrası kaygılar cinsel ilgilinin azalmasına yol açabilir.



RUHSAL TRAVMA VE Stres ÇOK ETKİLİ



Hormonal düzensizlikler, endokrin hastalıklar, nörolojik hastalıklar, Diyabet, tiroid hastalıkları gibi fiziksel, Depresyon ve kaygı bozuklukları gibi ruhsal sorunlar, maddi kayıplar, yas dönemi, tayin, tartışma, işten çıkarılma gibi stresli Yaşam olayları ile geçmişte ruhsal travmaya maruz kalma önemli isteksizlik nedenlerindendir. İlaç, alkol ve madde kullanımı da cinsel isteği etkiler.



CİNSEL TABULARIN ESİRİ OLMAYIN



Sosyal tabular, kadınların yaşlandıkça cinsellik yaşamalarının ayıp kabul edilmesi, cinselliği daha çok üremenin parçası gibi görme, toplumun belirlediği kimlikler ve sınırlar içinde cinselliği yaşamaya çalışma, cinselliği istemenin ahlaksızlık olarak düşünülmesi gibi kültürel nedenler de etkili.



ALDATMA ÖNEMLİ KIRILMA NOKTASI



Ancak en sık görülen neden, ilişkideki sorunlardır. Bunların başında aldatma gelir, aldatmanın yarattığı etki cinsel sorunlarda çok önemli. Sık görülen nedenlerden biri de bir başka cinsel problem sonrası cinsel ilişkiden kaçınmadır. Bunlar erkeklerde sertleşme sorunu, ağır erken boşalma, kadınlarda uyarılmama, ıslanmama ve vajinismus olabilir."



HER ÜÇ KİŞİDEN BİRİ CİNSEL SORUN YAŞIYOR



Dr. Yıldırım, cinsel işlev bozukluklarının bir yönüyle toplumda en sık görülen tedavi edilebilir sorunlar olduğunu söylüyor. İstatistiklere göre, her üç kişiden biri cinsel sorun yaşıyor. Vajinismus yüzde 6-10, erken boşalma yüzde 30, istek bozuklukları yüzde 20, sertleşme sorunu yüzde 20, kadında orgazm bozukluğu yüzde 30 oranında görülüyor. Bu oranlar yaşla birlikte artma veya azalma eğilimi gösterebiliyor. Cinsel isteksizliğin psikolojik mi yoksa fizyolojik nedenlerden mi kaynaklandığını anlamak için bir kaç tetkik yaptırmak yeterli oluyor.



DEPRESYON DOĞRUDAN CİNSEL İSTEKSİZLİK NEDENİ



"Çoğu zaman ayrıntılı tıbbi öykü tanı için yeterlidir. Hormonal tetkikler, kan tahlilleri yapılır, varsa kullanılan ilaçlar değerlendirilir. İsteksizliğe neden olabilecek hemen her hastalık tanı sürecinde düşünülmelidir. Doğrudan cinsel isteksizliğe neden olan hastalık ise depresyondur. Çoğu zaman cinsel isteksizlik depresyonun ilk belirtisidir. Neden, sistematik bir hastalık veya ruhsal sorunlar olsa da ileri dönemde psikolojik faktörler isteksizliği artırır. Sonuç olarak her koşulda isteksizliğin en önemli nedeni doğrudan ya da dolaylı olarak psikolojik faktörlerdir.



CİNSEL EGZERSİZLE İSTEKSİZLİK TEDAVİSİ



Cinsel isteksizlik tedavisinin istismara açık bir konu olduğunu ve ciddi bir pazar yarattığını belirten Dr. Yıldırım'a göre, tanı konduktan sonra atılacak ilk adım, profesyonel yardım almak.



"Sorun yaşayan çiftler cinsel tedavi alanında çalışan bir psikiyatriste başvurmalı. Nedene yönelik tedavi uygulanır ancak bu tedavi her koşulda psikoterapi içerir. Cinsel terapi, içinde cinsel egzersizlerin de olduğu çifte ya da bireye özgü tedavilerdir. Cinsel terapiler uzun yıllardır uygulanıyor. Özellikle cinsel isteksizlikte olası hemen her faktör göz önünde tutularak başarıyla tedavi ediliyor. Tedaviler sadece sorunu yaşayana uygulanmıyor, eşin de tedavide bulunması isteniyor."



ORGAZM OLMAYI AŞIRI ÖNEMSEMEYİN



Mutlu cinsellik için hangi davranışlardan uzak durulmalı? Dr. Ejder Yıldırım'ın tespitleri:



"Her şeyden önce iletişim sağlanmalı, yanlış cinsel inanışlardan uzak durulmalı. Cinselliği cinsel birleşmeden ibaret görme, cinsel ilişkiyi başarılı olmak zorunda kalınan bir sınav gibi algılama, orgazm olmayı aşırı önemseme yanlış inanışların en sık rastlananları. Sevgi ve Aşk dolu bir ilişki için birbirini anlama, olumlu bir iletişim şekli, birbirlerinin isteğini artıracak ve saygı duyacak tutumlar ve cinsellik ile ilgili tabulardan uzak durmak mutlu bir cinsellikte etkili rol oynuyor."


ARTIK SİZİNLE SEVİŞMEK İSTEMİYOR MU?

Thursday, December 10, 2009

Kadınların her gün aldığı 515 kimyasal

LONDRA - Konu Güzellik malzemeleri olunca birçok kadın kendisinden geçiyor. Fakat yeni yapılan bir araştırma bu ürünlerin içerdiği kimyasalların sağlığımızı tehdit ettiğini ve birçok hasara yol açtığını ortaya koydu.
Deodorart firması Bionsen'in yaptığı araştırma, ortalama bir kadının vücudunun günlük Makyaj ve bakım ürünleri vasıtasıyla 515 farklı sentetik kimyasala maruz kaldığını ortaya koydu.
Kadınların her gün aldığı 515 kimyasal

Tarihi geçmiş kozmetik ürünlerine dikkat

İSTANBUL - Araştırmalara göre birçok kişi başta göz kalemi ve maskara olmak üzere kozmetiklerin ömrünü pek önemsemiyor.
Oysaki tarihi geçmiş ruj, göz kalemi ve diğer kozmetiklerin üzerinde bakteri oluşumu hız kazanıyor.
Doktorlara göre, Sağlık yönünden en büyük problemlerin başında göz için kullanılan ürünler geliyor. Bıu nedenle özellikle göz ile ilgili kozmetik ürünlerini kullanırken daha da dikkatli olunması öneriliyor.
Kozmetiklerin de gıda gibi son kullanma tarihleri olduğunu hatırlatan Güzellik uzmanı Alecandra Richmond, bunlara dikkat edilmesi gerektiğini vurguladı.
Kozmetik ürünlerin ortalama dayanma süresi
Mascara: 3-6 ay Allık: 12-18 ay Ruj : 18 ay Güneş Kremi: 12 ay Fondöten: 6 ay Far: 12 ay Eyeliner: 3-6 ay Göz Kalemi: 24 ay Şampuan: 24 ay Duş Jeli: 24 ay
Tarihi geçmiş kozmetik ürünlerine dikkat

Hamilelik kilolarından kurtulma rehberi

Hamilelikte 8 ile 12 kilo almanın normal olduğu söylenir. Ancak Memorial Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Remzi Aydın, her kadın için bireysel bir hesaplama yapılması gerektiğini belirtti, "Örneğin Hamilelik öncesi 90 kilo olan ve şeker hastalığı riski taşıyan bir gebe için bu 6-9 kilo olabileceği gibi, çok zayıf hamile kalan biri için 15-17 kilo bile sorun olmayabilir" dedi.
Memorial Hastanesi Uzmanları, doğum sonrası kilo vermeyle ilgili sık sorulan soruları yanıtladı, merak edilen noktalara açıklık getirdi.
DOĞUM SONRA KİLO SAPLANTISI OLUR MU?Op. Dr. Remzi Aydın: Kadınların tabii ki fiziksel görünümleri ve kiloları ile ilgili kaygıları her zaman vardır ve olmalıdır da! Bu, kendi vücudunu beğenme duygusunu beraberinde getirir. Bununla beraber gebelik döneminin çok özel ve geçici bir dönem olduğu akıldan çıkarılmamalıdır ve bu dönemde klasik Güzellik ölçütlerinin geçerli olamayacağı bilinmelidir. Unutulmamalıdır ki bu dönem geçicidir ve bu dönemin sonunda çifti büyük bir ödül beklemektedir.
Doğumla beraber 4-6 kg arasında kilo kaybedildikten sonra, eğer doğru bir Beslenme rejimi uygulanırsa düzenli bir şekilde ayda 1- 2 kg arasında verilebilir. Unutulmamalıdır ki çok az kalori almak hem loğusa sağlığı için zararlı olabilir, hem de sütün azalmasına yol açabilir.
DÜŞÜK KALORİLİ DİYETLER DOĞRU MU?Uz. Dr. Gökçe Günbey: Yeterli ve dengeli beslenme ile anne hem kendi fizyolojik gereksinimlerini karşılamakta, hem de bebeğinin fizyolojik ve psikolojik açıdan gereksinimi olan anne sütünün yeterli miktarda üretilmesini sağlamaktadır. Bu dönemde annenin hem kendi sağlığı, hem de bebeğinin sağlığı açısından daha çok enerji, protein, vitamin ve mineral alması gerekmektedir.
Emziren annelerin, emzirme dönemi boyunca günlük enerji gereksinimlerine en az 500 kalori ilave edilmesi gerekmektedir. Gebelik döneminde normalden fazla kilo alan ve gebelik öncesinde de fazla kilolu olan annelerin emzirme döneminde vitamin ve mineral alımına dikkat ederek ayda 2 kilo kadar zayıflamasında bir sakınca olmadığı ve bunun süt üretimini olumsuz etkilemediği bildirilmektedir. Ancak emzirmenin herhangi bir döneminde günde 1500 kaloriden daha düşük diyetler asla uygulanmamalıdır. Bu seviyenin altındaki enerji alımlarının süt üretimini bozmasının yanı sıra diğer besin öğelerinde de yetersizliğe yol açabileceği bilinmektedir.
ANNE BESLENMESİ SÜT KALİTESİNİ ETKİLER Mİ?Anne sütünün kalitesi annenin yediği gıdalardan direkt olarak etkilenmemekle birlikte, sütün miktarı annenin aldığı sıvı gıdalarla ilişki gösterebilmektedir. Anne sütünün yüzde 80’den fazlası sudan oluşmaktadır. Bu nedenle süt miktarının yeterli olabilmesi için annenin günde en az 3 litre sıvı Gıda alması gerekmektedir.
Vejetaryen Diyet ile beslenen annelerde protein ve bazı vitamin eksiklikleri görülebilmekte, bu eksiklikler takviye edilmediğinde bebekte de eksikliklere yol açabilmektedir. Ayrıca annenin diyetinin kalsiyumdan fakir olması durumunda, kalsiyum anne kemiğinden alınıp süt üretimine katılmaktadır. Bu durum hem anneyi, hem de bebeğin gelişimini olumsuz olarak etkilemektedir.Emzirme döneminde annenin iyot gereksinimi de normale göre artış göstermektedir. Özellikle guatr vakalarının fazla görüldüğü bölgelerde, bebekte ve annede eksiklik olmaması için iyot gereksinimi mutlaka karşılanmalıdır. Sonuç olarak diyebiliriz ki; vitamin, mineral, protein, yağ ve karbonhidratlardan oluşan yeterli ve dengeli beslenme hem anne, hem de bebek sağlığı açısından vazgeçilmezdir.
FAZLA KİLOLAR NE ZAMAN VERİLMELİ?Dyt. Şefika Aydın: Anne sütü alan çocuk ilk 3-4 ayda normal bir gelişim göstermektedir. Dört aydan sonra büyüme hızı yavaşlamaya başlamaktadır. 6. aydan sonra da ek besin verilmeye başlanmaktadır. Ülkemizde annelerin çoğunlukla çocuklarını 1,5-2 yaşına kadar emzirdikleri bilinmektedir. Gebeliğinde fazla kilo alan anneler hamileliğin ilk 4 ayını atlattıktan sonra toparlanma dönemi sonrası diyet yapmaya başlayabilirler.
KİLOLAR NE KADAR SÜREDE VERİLMELİ?Yapılan çalışmalarda hamilelik sonrasında haftalık 0.5kg kilo kaybı annenin gereksinimlerini azaltmamakta ve süte her hangi bir etkide bulunmamaktadır. Annenin aylık vermesi uygun görülen kilo 2’dir. Toplam süreç annenin fazla kilosuna bağlıdır. Gebeliğinde 15 kilonun üzerinde alan anne ile gebelik döneminde 9-12 kg alan annenin kalan kilosunu verme süresi kişiden kişiye değişmektedir. Fakat fazla kilolarda süreci daha uzuna yaymak kiloyu korumanın en önemli adımıdır. Hızlı verilen kilo annede kas kaybına sebep olur.
Yorgunluk, baş ağrısı, kan şekerinin düşmesi, Stres, ağız kokusu kemik minerilizasyonunda azalma gibi birçok Sağlık problemleri oluşturmaktadır.
“EMZİRMEK” FORMA GİRMEDE ETKİLİ Mİ?Op. Dr. Remzi Aydın: Emzirmek eylemi anne için yoğun bir metabolizma artışı demektir. Bu hem bebeğe verilecek sütün içindeki maddelerin kalorisi, hem de emzirme eylemi için harcanan kalori demektir. Bu kalori harcamaları tabii ki annenin forma girişini hızlandırabilir. Sadece dikkat edilecek nokta anne sütünü çoğaltabilmek için bilinçsizce kalori alışında artışa yol açmamaktır. Yoksa süt verildiği sürece forma girmek bir yana daha da fazla kilo alımına yol açılabilir.
DOĞUMDAN NE KADAR SONRA SPORA BAŞLANABİLİR?Normal doğum sonrası eğer dikiş yoksa 1. hafta sonrası spora başlanabilir.Ama annenin yoğun bir süt üretim ve yeniden yapılanma döneminden geçtiği ve çok yorgun olabileceği düşünüldüğünde ilk haftalar, günde sadece 15 dk..kadar kısa tutulabilir ve sadece karın ve kaça eklemleri ile ilgili egzersizlerle sınırlı tutulmalıdır. Çok güncel olan '' Pilates '' türü egzersizlerin hafif ve zorlamasız türleri özellikle faydalı olabilir. Buradaki asıl amaç bel ve kalça etrafındaki kasların forma sokulmasıdır. Sezaryen sonrası ise egzersizlere 3. haftanın sonrası başlanılmalı,6.haftanın sonrası aerobik, kalori harcamasını hızlandıracak egzersizlerle desteklenmelidir.
EMZİREN ANNELERE ÖNERİLERİNİZ NELERDİR?Dyt. Sefika Aydın: Emziren anneler aşağıdaki önerilerimizi dikkate almalıdırlar.
Hamilelik kilolarından kurtulma rehberi